11 Mayıs 2010 Salı

göğe ağarız, yere yağarız

Elleri seviyorum. Ellere şekil vermeyi seviyorum. İçimdeki duyguları ellere yansıtıyorum.
Bana göre ellerimiz konuşuyor. Gözlerimiz, ağzımız, tüm bedenimiz nasıl konuşuyorsa, ellerimiz de öyle konuşuyor.

Elleri izliyorum, kendi ellerimi, başkalarının ellerini izliyorum. Çalışırken, otururken, severken, dokunurken, konuşurken, ne kadar çok şey ifade edebiliyorlar, hep onlara bakıyorum...

Elleri izlerken bir yandan Mevlana'yı düşünüyorum. Aşktan yangın, tutkun, sema eden Mevlana'yı düşünüyorum, ve birden benim ellerim çalışmaya başlıyor, sema etmek geliyor içimden, semazenler misali "göğe ağarız, yere yağarız"ile kendimden geçmek istiyorum.


Ellerim çamura şekil vermeye başlıyor, önce elin ham şekli, ardından yavaş yavaş parmaklar ve avuç içini yapıyorum. Çamur yumuşak, parmaklar devriliveriyor, parmakları nasıl dik tutacağımı bilemiyorum, şaşkın şaşkın ellere bakıyorum.

Biraz önce aşk ile sema edecektim sanki, ne komik şu anda çamur ile harp ediyorum. Sonra anlıyorum ki, çamur bir süre sonra, sertleşmeye başlıyor, biraz sabır ile beklersem, ve beklerken parmakları desteklersem, istediğim el duruşunu yakalayacağım. Geriye yaslanıp yaptıklarımı izliyor ve düşünüyorum, acaba burada yaşadığım bu deneyimi, ilişkilerime de taşısam mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder