27 Mayıs 2010 Perşembe

Kadın olmak


Bana göre kadınlar çok narin, kırılgan, hassas, bir o kadar da sakin, duyarlı ve onurlu. Hayatın ne kadar çok yükünü ve sorumluluğunu sırtımızda taşıyoruz, birileri fark ediyor mu acaba?
Bugün artık 51 yaşındayım, 30 yıl süresince çalıştım. Hem işe gittim, hem çocuk büyüttüm, hem evimin düzenini sağladım, hem aile denilen, bazen inanılmaz geniş olabilen, bir topluluğun ihtiyaçlarını karşıladım. Bugün, bu geçen 30 yıla bakınca yorulduğumu görüyorum. Neden mi? Nedeni basit, aşağıdaki hikaye bunu anlatıyor....
Benim bir teyzem var, bugün herhalde 85 yaşındadır, hem yaşlı, hem hasta bir kadın oldu. Doğal olarak ilgi ve yakınlık bekliyor. Kuzenim ile birlikte yaşıyor. Elimden geldiğince, iki veya üç haftada bir ziyaret ediyorum, o daha fazla istiyor. Ama maalesef olamıyor, çünkü benim kendime göre yoğun geçen bir hayatım var. Geçenlerde bana kızdı, fena halde söylendi, ben de bak teyzeciğim, senin iki torunun var, ben de teyzeyim, ama onlar da bana gereken ilgiyi göstermiyorlar dedim. Cevabı çok netti:"Onlar erkek".
Evet "onlar erkek", biz ise kadın, başka söze gerek var mı? Bir kadın bir kadın'ı anlayamıyorsa, başka söze gerek var mı?.....

21 Mayıs 2010 Cuma

Eller birleşmeyi sever, yollar ise ayrılmayı...

Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder
Bir yol ayrımında
Başlamak istersen
Yeni bir hayata
Gölgeni yedek
Bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı

Bu şiir Müslim Gürses'in "Aşk Tesadüfleri Sever" isimli şarkısının sözleri. Şarkı, Müslim Gürses, Murathan Mungan ve Björk üçlemesinin ortak eseri.


Müslim Gürsesi bilirdim, ama arabesk müziğe karşı olan önyargılarımla, Müslim Baba'ya karşı bir ilgim yoktu. Ama bu şarkı beni beynimden ve kalbimden vurdu.

Ellerimiz hep kenetli kalsın diye diliyorum, yollar sevdiklerimiz ile aramıza girmesin diye ümit ediyorum.

11 Mayıs 2010 Salı

göğe ağarız, yere yağarız

Elleri seviyorum. Ellere şekil vermeyi seviyorum. İçimdeki duyguları ellere yansıtıyorum.
Bana göre ellerimiz konuşuyor. Gözlerimiz, ağzımız, tüm bedenimiz nasıl konuşuyorsa, ellerimiz de öyle konuşuyor.

Elleri izliyorum, kendi ellerimi, başkalarının ellerini izliyorum. Çalışırken, otururken, severken, dokunurken, konuşurken, ne kadar çok şey ifade edebiliyorlar, hep onlara bakıyorum...

Elleri izlerken bir yandan Mevlana'yı düşünüyorum. Aşktan yangın, tutkun, sema eden Mevlana'yı düşünüyorum, ve birden benim ellerim çalışmaya başlıyor, sema etmek geliyor içimden, semazenler misali "göğe ağarız, yere yağarız"ile kendimden geçmek istiyorum.


Ellerim çamura şekil vermeye başlıyor, önce elin ham şekli, ardından yavaş yavaş parmaklar ve avuç içini yapıyorum. Çamur yumuşak, parmaklar devriliveriyor, parmakları nasıl dik tutacağımı bilemiyorum, şaşkın şaşkın ellere bakıyorum.

Biraz önce aşk ile sema edecektim sanki, ne komik şu anda çamur ile harp ediyorum. Sonra anlıyorum ki, çamur bir süre sonra, sertleşmeye başlıyor, biraz sabır ile beklersem, ve beklerken parmakları desteklersem, istediğim el duruşunu yakalayacağım. Geriye yaslanıp yaptıklarımı izliyor ve düşünüyorum, acaba burada yaşadığım bu deneyimi, ilişkilerime de taşısam mı?