İlk çalışmalarım çok basitti. İnsanlar ile ilişkilerimde de bunu yaşıyorum. İfadelerim basit, ne düşünüyorsam onu söylüyorum. İçimden geçenlerle, duygularımla ilişkiye girmeden ne düşünüyorsam onu söylüyordum. Bazen oldukça ifadesiz kaldığımı da biliyorum. Bir kitapta okumuştum, resim veya perspektif ile ifade gücü arasında büyük bir ilişki varmış. Bunu şimdi o kadar iyi anlıyorum ki, çünkü figürlerime anlam geldikçe, sözel ifademin de geliştiğini görüyorum.
Dışadönük bir kişi değilim. Pek çok olayı kendi içimde yaşayıp, dışarıya sadece ruh halimi yansıtıyorum. Çevremdeki insanlar için kolay bir durum olmadığını biliyorum. Nedenini, niçinini bilmeden bazen üzgün, bazen kızgın, bazen de neşeli bir Burçin buluyorlar karşılarında.
Bu halimin , seramik heykel yapmaya başlayıncaya kadar, bilincinde değildim. Çamuru elime aldığımda içimde birikmiş duyguların şekle dönüştüğünü gördüm. İlk çalışmalarım, dediğim gibi basit, hatta ilkel figürlerdi. Duygunun bedendeki izlerini belli belirsiz anlatıyorlardı ve detayları şekillendiremiyordum.
Torna çekerken, çamur ile yaşadığım deneyim, tornadan edindiğim beceri, heykel çalışması sırasında hiç işime yarayamadı. Çanak yaparken çamur ile kurduğumuz ilişki çok başka. Heykel yaparken çamurun ne şekilde şekil aldığını, ne zaman şeklin oturduğunu, çamurun yumuşaklığını nasıl idare etmem gerektiğni zmanla öğrendim.
Dik duran bir figür yapmak çok zordu, çünkü çamur işlenirken yumuşak bir malzeme ve ancak kuruyunca ve fırınlanınca sertleşiyor. Çamurun sertleşmesi ise en az bir gün sürüyor. Dolayısıyla techizat bulmak, yapmak gerekiyordu. Mühendislik bakışımı bu alanlarda kullanabildiğim için seviniyorum.
Bunların hepsi yenilik, öğrenilmesi gereken konular veya daha doğrusu aşılması gereken engellerdi. Ama içimden heykel yapmak geliyordu, heykel nasıl yapılır bilmiyordum bile ve ellerim içimden gelen sese kulak vererek çamura şekil veriyordu.
...ve yapmaya başladım, gayet basit, hiç detaya girmeden ve kendimi zorlamadan, elimden ne çıkıyor ise yapmaya başaldım, yaptıkça bunları nasıl daha anlamlı hale getirebilirim diye düşünmeye başladım. Biten heykelleri arkadaşlarıma gösteriyordum. Onların fikri benim için çok önemli idi. Şimdi herbirinin evinde küçük bir heykel köşesi oldu.Arkadaşlarımdan, Jochen ressam olduğu için, hemen sanatçı gözü ile konuya girdi. Bana ilham verecek kitaplar getirdi, heykeltraşları anlattı, onların web sitelerinden esin alabileceğimi öğretti.
Bir heykele başlamadan önce ne ifade etmek istediğimi bilmek yeterli değil ki, bunu nasıl ifade ettiğin de önemli. Bu her zaman zaten böyle değil midir ki? Ne ifade ettiğimiz değil, neyi nasıl ifade ettiğimiz önemli oluyor.
Ben de bu süreç içinde neyi nasıl ifade edeceğimi anlamaya çalıştım, hala çalışıyorum, daha doğrusu öğrenmeye çalışıyorum. Bunu sadece heykeller bağlamında söylemiyorum. Bunu hayatımın her yönünde uygulamaya çalışıyorum.
Hayatta iyi dostlar var, kötü arkadaşlar da var. Ben bu dönüşümü yaşarken, bana güvenmeyen, yaptığım tercihi küçümseyen kişiler de oldu. Onları burada anmak istemiyorum. Bana destek olanlara çok teşekkür ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder